top of page

EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA ( ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK )


EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA ( Halk tabiriyle şiddetli geçimsizlik) | AVUKAT BURAK CAN KAYMAZ / ELAZIĞ BAROSU


Boşanma hükümleri Türk Medeni Kanunun 161. Maddesi ve devamında düzenlenmiştir. Türk Medeni kanuna göre boşanmak ancak altı sebeple gerçekleştirilebilir. Bu boşanma sebepleri Türk Medeni Kanununda sayılmıştır. Kanuna göre boşanma sebepleri aşağıdadır:

1- Zina nedeniyle boşanma

2- Hayata Kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma

3- Suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanma

4- Terk nedeniyle boşanma

5- Akıl hastalığı nedeniyle boşanma

6- Evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma

Yukarıda sayılanlar dışında Türk Medeni Kanunu herhangi bir boşanma nedeni saymamıştır. Bu yazımızda evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma (şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma) davasını inceleyeceğiz.


Evlilik Birliğinin sarsılması Türk Medeni Kanunun 166. Maddesinde düzenlenmiştir. Kanun maddesi aşağıdadır:


VI. Evlilik birliğinin sarsılması

Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.


Türk Medeni Kanunun 166. Maddesi incelendiğinde eşlerden birinin boşanma davası açabilmesi için evlilik birliğinin ortak hayıtı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması gerekmektedir.


Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Ne Demek?


Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Esas No: 2017/2492 Karar No: 2020/1037 Karar Tarihi: 16.12.2020; kararı aşağıdadır:

III.GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin bir ve ikinci fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır. 13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır. 14. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. 15. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.


Yargıtay Genel Kurulunun kararında da belirtildiği üzere evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı konusunda kanun koyucu tarafından hakime oldukça geniş yetki verilmiştir. Bundan dolayı mahkeme önüne gelen bir olayda mahkeme hakimi olayları takdir ederek dava konusu olayların evlilik birliğini sarsıp sarsmadığına kanaat getirecektir.


Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması (Şiddetli Geçimsizlik) Halinde Boşanmak Zorunlu Mu?



Kanun koyucu tarafından bu hususa ilişkin hüküm Türk Medeni Kanunu m.166/2’de düzenlenmiştir. İlgili hüküm aşağıdadır:


Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Kanun koyucu tarafından kanun metninde açıkça belirtildiği üzere evlilik birliği temelinden sarsılmış olsa bile davayı açan tarafın evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusuru daha ağır ise davalı taraf bu davaya itiraz edebilir. Yani davalı taraf boşanmak istemeyebilir ve boşanma davası bu nedenle reddedilebilir. Fakat davalı tarafından yapılan itiraz hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olmamalıdır. Ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmış olmalıdır.

Yukarıdaki paragrafta anlattığımızı somutlaştıracak olursak eğer örneğin Elazığ’da yaşayan Ali ve Ayşe çifti olduğunu varsayalım. Elazığlı Ali’nin eve hep sarhoş geldiğini, eşi olan Elazığlı Ayşe’yi sevmediğini düşünelim. Ayrıca Elazığlı Ali’nin, Ayşe’nin yaptığı hiçbir yemeği beğenmediğini onu bu konularda aşağıladığını düşünelim. Elazığlı Ali'nin yaptığı bu kadar evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olacak kusurlu davranışlarına karşı Elazığlı Ayşe gayet düzgün bir birey olarak evliliğin kendisine yükledikleri tüm sorumlulukları bilen birisidir. Elazığlı Ayşe bu kadar düzgün olmasına rağmen Elazığlı Ali, Ayşe’den boşanmak için Elazığ Aile Mahkemesine boşanma talebiyle başvurduğunu düşünelim. Elazığlı Ayşe, Ali’nin Elazığ Aile Mahkemesinde açtığı bu boşanma davasına karşı evlilik birliğinin temelden sarsılmasında (şiddetli geçimsizlik) Elazığlı Ali’nin daha kusurlu olduğunu kendisinin bu konuda kusurlu olmadığı ayrıca boşanmak istemediğini belirtiğini varsayalım. Bu durumda Elazığ Aile Mahkemesi hakimi evlilik birliğinin temelden sarsılmasında davacı Elazığlı Ali’nin daha kusurlu olduğunu ve davalı Elazığlı Ayşe’nin boşanmaya yaptığı itirazın hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olmadığını ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı Elazığlı Ayşe’nin ve çocukların korunmaya değer bir yararı bulunduğuna kanaat getirdiğini düşündüğümüzde hakim tarafından Elazığlı Ali'nin açtığı boşanma davası reddedilecektir.


Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılmasıyla ilgili Yargıtay Kararları



MAHKEMESİ: Elazığ 2. Aile Mahkemesi

TARİHİ: 06.03.2014

Esas no: 2013/27 Karar no: 2014/121

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle değişik zamanlarda eşinin elini ateşle yakan, yüzünde yara, elinde sigara ile yanık izleri oluşturan, bağımsız ev temin etmeyen, eşini "hiçbir şey olmamış gibi" defalarca baba evinden alıp ortak konuta götüren erkek eşin sadakatsiz davranan kadın ile eşit kusurlu olduğunun anlaşılmış bulunmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,

KARŞI OY YAZISI

Dosya kapsamındaki evraklardan ve mahkemenin kabulünden, davacı-davalı kocanın eşine şiddet uyguladığı, bağımsız konut açmadığı, davalı-davacı kadının da başka bir erkekle sürekli telefon ve internetle gizli gizli görüştüğü, evlilik birliği içinde başka bir erkekten çocuk doğurduğu, hamileliğinin ve çocuğun, kocasından olduğuna kocasını ve çevresini inandırdığı, davacı kocanın şüphelenmesi ve DNA testi yaptırması üzerine çocuğun kendinden olmadığını tespit ettirdiği anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan kusur durumuna göre, sürekli başka bir erkekle telefon ve internet ile gizli gizli görüşen ve evlilik içinde başka bir erkekten çocuk doğuran, bu suretle sadakatsiz davranıp eşini aldatan kadının daha ağır kusurlu olduğu görüşündeyim. Eşini aldatıp başka erkekten çocuk yapan ve sadakatsiz davranan kadının karar kesinleştikten sonra 350 TL yoksulluk nafakası almasının ve ömür boyu yoksulluk nafakası alabilecek olmasının adalet ve hakkaniyet duygularıyla bağdaşmayacağı düşüncesindeyim. Bu nedenlerle değerli çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.


MAHKEMESİ: Elazığ 2. Aile Mahkemesi

TARİHİ : 08/05/2014

ESAS-KARAR NO : 2013/448-2014/275

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.


MAHKEMESİ :Elazığ 1. Aile Mahkemesi

TARİHİ :04.02.2014

NUMARASI :Esas no:2013/441 Karar no:2014/66

2-Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacının, eşinin kapanması için baskı yaptığı, ailesinin evlilik birliğine müdahalesine tepkisiz kaldığı, davalının ise eşine tokat attığı, telefonunu kırdığı, eşinin annesine ağır hakaretlerde bulunduğu gerçekleşmiştir. Boşanmaya sebep olan olaylarda, her iki taraf kusurlu olmakla birlikte davalı kadın, kocaya göre ağır kusurludur. Durum böyle olmasına rağmen, mahkemece tarafların eşit kusurlu olarak kabulü doğru olmadığı gibi, bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak kadın yararına yoksulluk nafakasına (TMK.md.175) hükmedilmesi ve kadından kaynaklanan eylemlerin, davacı kocanın kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği halde, manevi tazminat (TMK.md.174/2) talebinin reddi doğru olmamıştır.


Avukat Burak Can KAYMAZ / Elazığ Barosu




157 görüntüleme0 yorum

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page